Perşembe 7 Mayıs 2026 - 12:50
Hüccetü'l-İslam Kuhsari: İlim Havzaları Küresel Bir Medeniyet Misyonunun Eşiğinde

Havza / İslami İlimler Havzaları Uluslararası İşler Başkan Yardımcısı Ramazan Savaşı sonrası gelişmelere dair açıklamalarda bulunarak mevcut koşullarda havzanın eski yöntemlerle çalışmalarını sürdürmesinin doğru olamayacağını vurgulayarak "Eğer talebelik tarzımız, eğitim metodumuz ve bilimsel ufuk belirleme anlayışımız hala 10 yıl önceki gibi kalırsa, stratejik bir hata yapmış oluruz." dedi.

Havza Haber Ajansı'nın Meşhed muhabirinin bildirdiğine göre İslami İlimler Havzaları Uluslararası İşler Başkan Yardımcısı Hüccetü'l-İslam Seyyid Müfid Hüseyni Kuhsari, Âl-i Muhammed (s.a.a.) Yüksek Fıkıh Okulu'nda akademisyenler ve araştırmacıların katılımıyla düzenlenen "Ramazan Savaşı'nın Son Uluslararası Boyutları ve İslami İlimler Havzalarının Öncelikleri" konulu toplantıda konuştu. Uluslararası alandaki hızlı gelişmelere dikkat çeken Hüccetü'l-İslam Kuhsari, Ramazan Savaşı'nı stratejik bir olay ve tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirerek, "Bu olay, dünyayı yeni siyasi, güvenlik, medeniyet ve düşünsel koordinatlara sahip yeni bir aşamaya sokmuştur." dedi.

Tartışmanın iki ana eksenine işaret eden Hüccetü'l-İslam Kuhsari şunları söyledi: "Bu toplantıda bir yandan Ramazan Savaşı'nın boyutları ve sonuçlarına odaklanılarak uluslararası alanın son durumunun bir analizi sunulmakta, diğer yandan da öncü ve medeniyet kurucu havza tüzüğünün uluslararası bir okuması dikkate alınmaktadır. Zira bu iki tartışmanın çıktısı, havzaların uluslararası alandaki kişisel, kurumsal ve stratejik programlarının ciddi bir şekilde gözden geçirilmesine yol açmalıdır."

Ramazan Savaşı'nın gerçek bir tarihi dönemeç olduğunu belirten İlim Havzaları Uluslararası İşler Başkan Yardımcısı, "Bu, Şehit Rehber'in geçtiğimiz yıllarda defalarca haber verdiği ve gerçekleşeceğini müjdelediği gerçeğin ta kendisidir." ifadelerini kullandı.

Hüccetü'l-İslam Kuhsari, Ramazan Savaşı'nın uluslararası alanda çok önemli gelişmelere yol açtığını ve bu savaştan önceki dünya ile ondan sonraki dünyanın tamamen farklı olduğunu vurguladı.

Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari şöyle devam etti: "Ramazan Savaşı'nın öncesi ile sonrası arasındaki mesafe, sadece birkaç aylık zamansal bir mesafe değil, tarihi bir mesafedir. Bugün yeni bileşenleri, yeni koordinatları olan ve çeşitli alanlarda geniş çaplı fetihlerin yaşandığı yeni bir dünyayla karşı karşıyayız. Siyasi alanda İslam Cumhuriyeti ve direniş söylemi lehine, dini alanda İslam lehine ve küresel düzeyde de insan fıtratı ve insanlık söylemi lehine fetihler ortaya çıkmıştır."

Bu gelişmelerin küçümsenmemesi gerektiğini vurgulayan Hüccetü'l-İslam Kuhsari, dünyanın yeni bir düzene girdiğinin anlaşılmaması halinde uygun karar alma ve rol oynama imkanının da kaybedileceğini belirtti. Ayrıca, bölgede bu yeni düzenin büyük ölçüde şekillendiğini, dünyanın diğer bölgelerinde de giderek yayılıp yerleşmekte olduğunu hatırlattı.

Yeni Dünya Düzeni Döneminde İlim Havzalarının Yeni Sorumlulukları

İslami İlimler Havzalarının bu koşullarda geçmişe kıyasla çok daha ağır sorumluluklar üstlendiğine dikkat çeken Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "İslam İnkılabı'nın öncüsü, direniş söyleminin öncüsü ve bugün de yeni bir dünya düzeninin öncüsü olarak İslami ilimler havzaları; kendilerini düşünsel, söylemsel ve stratejik olarak bu yeni koşullara hazırlamalıdır." diye konuştu.

Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, "Havza artık sahaya eski modeller ve kapasitelerle çıkamaz; bakış açısında, planlamada, düşünce üretiminde, personel yetiştirmede ve ortaya çıkan yeni küresel sorunlara yanıt vermede ciddi bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç duymaktadır." diye ekledi.

İslam İnkılabı Rehberi'nin açıklamalarına atıfta bulunan Hüccetü'l-İslam Kuhsari, hegemonik sistemin çöküşü ve gerilemesinin dört ana bileşenini; ABD'nin bölgeden çıkarılması, Siyonist rejimin çöküşü, tek kutuplu sistemin sona ermesi ve Batı medeniyetinin gerilemesi olarak sıraladı ve "Ramazan Savaşı, her dört göstergede de ciddi bir ivme ve temel bir adım yaratmıştır." dedi.

Hüccetü'l-İslam Kuhsari sözlerini şöyle sürdürdü: "Amerika pratikte artık bölgedeki eski konumuna sahip değil ve bu gelişmelerden sonraki varlığı asla Ramazan Savaşı öncesindeki seviye ve niteliğe dönmeyecek. Öte yandan, Siyonist rejim çöküş yoluna girmiş durumda ve dünya da ABD merkezli tek kutuplu modelden hızla uzaklaşıyor. Bugün Batı'da da eskisi gibi bir bütünlük görmüyoruz. ABD'nin yanı sıra Avrupa Birliği de geçmişe göre daha bağımsız bir kutup olarak kendini gösteriyor. Bunun yanında Çin, Rusya ve Hindistan gibi güçler de daha etkin ve belirleyici bir varlık kazanmış durumda."

Fars Körfezi Ülkelerinde Dengelerin Değişimi

Fars Körfezi ülkelerindeki gelişmeleri de değerlendiren Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, "Bu bölgede ABD'ye mutlak güvenlik bağımlılığını ve Washington'ın doğrudan ve belirleyici varlığını geride bıraktık, yeni bir düzene giriyoruz. Bu yeni düzende, bazı Arap ülkelerinin ABD ile olan tam stratejik ittifakı kırılacak ve İslam Cumhuriyeti'ne karşı geçmişteki yekpare koalisyonlar artık sürdürülebilir olmayacaktır." dedi.

Bölgedeki bazı ülkelerin değişen davranışlarına dikkat çeken Hüccetü'l-İslam Kuhsari; Katar, Umman ve hatta Kuveyt gibi ülkelerin, önceki politikalarından uzaklaşma sinyelleri verdiklerini ve artık eskisi gibi İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı uyumlu bir blok halinde hareket etmeye istekli olmadıklarını belirtti.

Bölgedeki bazı ülkelerin Amerika ile işbirliği yapmasının doğrudan ve dolaylı maliyetlerine değinen Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Bu ülkeler savaş sürecinde altyapı, ekonomi, enerji, transit geçiş, turizm ve yatırım alanlarında ciddi kayıplar yaşadı; bu durum da onları stratejik hesaplarını gözden geçirmeye yöneltti." ifadelerini kullandı.

Bu bölgedeki ülkeler arasında ABD'ye, Siyonist rejime ve direniş cephesine yönelik giderek artan bir ayrışmadan söz eden yetkili, şunları vurguladı: "İslam Cumhuriyeti, bu siyasi ve güvenlik dönüşümünü ekonomik bir fırsata çevirmelidir. Akıllıca yönetildiği takdirde bu durum, Yeni İslam Medeniyeti doğrultusunda kalıcı bir bölgesel dönüşüme yol açabilir."

Yeni İslam Medeniyeti Ekonomik Boyut Olmadan Gerçekleşemez

Medeniyet inşası konusuna ekonomiyi dikkate almadan girmenin mümkün olmadığına işaret eden Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, "Yeni İslam Medeniyetinden bahsetmek istiyorsak, artık sadece siyasi, güvenlik, bilişsel ve kültürel alanlarla yetinemeyiz; bölgedeki ve İslam dünyasındaki ekonomik boyut için de temel bir fikir geliştirilmelidir. Medeniyetin inşası, İslam dünyası düzeyinde sürdürülebilir ekonomik yapıların tasarlanmasını gerektirir ve havzaların da bu alanda daha ciddi bir teorik ve bilişsel rol oynaması şarttır." şeklinde konuştu.

Direniş cephesindeki gelişmelere atıfta bulunan Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Direniş cephesi savunma odaklı caydırıcılık aşamasını geçmiş ve bugün belirleyicilik aşamasına ulaşmıştır. Direniş artık sadece etkili değil, bölge denklemlerinde belirleyici bir unsurdur. Direniş cephesi savunma ağını aştı. Bugün bölgesel bir savaş çerçevesinde saldırı odaklı bir yaklaşım deneyimliyor. Dahası, direniş bölgesel sınırları da aşarak küresel direnişin yeni alanlarına giriyor." hatırlatmasını yaptı.

Bu bağlamda beş önemli gelişmeyi sıralayan Hüccetü'l-İslam Kuhsari şunları kaydetti: "Bunlar arasında direniş cephesi bileşenleri arasındaki eşsiz operasyonel uyum, savaşın askeri seviyeden bölgesel seviyeye genişlemesi, savaşın tam anlamıyla hibrit bir savaşa dönüşmesi, direniş cephesinde saha ile kamuoyunun eşsiz bütünleşmesi ve küresel düzeyde yeni bir direniş cepheleşmesinin oluşması yer almaktadır."

Günümüz savaşının artık sadece askeri bir savaş olmadığına dikkat çeken Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Bugün ekonomik, medya, bilişsel, siyasi ve güvenlik boyutlarının eş zamanlı olarak aktif olduğu tam kapsamlı bir hibrit savaşla karşı karşıyayız." dedi.

Direniş cephesinin bilişsel savaş alanındaki zayıflığını eleştiren yetkili şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu alanda entelektüel, bilişsel ve medya aktivistlerimizin eksikliği derinden hissediliyor. Direniş cephesi henüz bilişsel savaşta gerekli organizasyon düzeyine ulaşmış değil; unsurlar birbirini yeterince tanımıyor, ciddi bir ağ oluşturulamadı ve uyumlu bir işbölümü ile operasyon planı mevcut değil. Direniş cephesinin her birimi bilişsel ve medya alanında birbirinden bağımsız hareket ediyor, oysa bu alan ortak bir karargah kurulmasını, koordinasyonu ve hızlı, ortak operasyonları gerektirmektedir."

ABD'nin Ramazan Savaşı sonrasındaki durumunu da analiz eden Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Amerika bölgedeki mutlak hegemonya ve tahakküm dönemini geride bırakmış, bugün kontrollü bir geri çekilme süreci yaşamaktadır. Sadece Amerika'nın artık bölgenin hegemonu olmaktan çıkmasıyla kalmayıp, pratikte İslam Cumhuriyeti de en üstün ve belirleyici unsur haline gelmiştir." dedi.

Başkan Yardımcısı, "Amerika'nın bölgedeki askeri ve güvenlik caydırıcılığının itibarı ciddi şekilde zarar görmüştür ve bu ülkenin kriz yönetimindeki yetersizliği, kendi müttefiklerini bile şüpheye ve hayal kırıklığına sürüklemiştir." diye ekledi. ABD'nin uluslararası düzeyde eşi görülmemiş bir izolasyon yaşadığına da işaret ederek, "Birçok Avrupa ülkesi, kendi topraklarının, hava sahalarının veya kapasitelerinin İran'a karşı bir savaşta kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıkça ilan ettiler; bu da Batı cephesindeki ciddi çatlağın açık bir göstergesidir." hatırlatmasını yaptı.

Siyonist Rejim Beka Krizinde

Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Siyonist rejim, üstünlük iddiası ve bölge ülkeleriyle ilişkileri normalleştirme projesi aşamasından, varoluşsal bir kriz ve beka sorunu aşamasına gelmiştir." vurgusunu yaptı.

Siyonist rejimin bugün yıpratıcı bir sürece ve stratejik çöküş yoluna girdiğini ve bu sürecin geri döndürülemez olduğunu belirten yetkili, "Bu rejimin savunma doktrininin çökmesi, ona karşı çoklu cephelerin aktif hale gelmesi, iç krizlerin derinleşmesi, küresel bir nefretin oluşması ve normalleşme sürecinin rafa kalkması, tamamen bu yeni durumun işaretleridir." dedi.

Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, "Bugün asıl mesele Siyonist rejimin nasıl genişleyeceği değil, temel olarak varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğidir." ifadelerini kullandı.

İslam dünyasındaki gelişmelere değinen Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Pakistan, Irak, Bangladeş, Hindistan ve diğer bazı bölgeler de dahil olmak üzere birçok İslam ülkesinde, pasiflik ve sadece seyirci kalma aşaması aşılmıştır; bugün yeni bir tür İslami uyanışla ve bazı durumlarda İslami bir uyanış/dirilişle (bi'set) karşı karşıyayız. Bu yeni uyanış, önde gelenlere ve yönetimlere karşı genel bir talebe dönüşmüştür ve kamuoyunun, direniş cephesine ve bölgedeki gelişmelere karşı daha net ve aktif tutumlar sergilenmesi yönündeki baskısı artmaktadır." vurgusunu yaptı.

Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, bu durumu İslam dünyasında medeniyet eksenli bir yakınlaşma için zemin olarak değerlendirerek, "İslam Cumhuriyeti, önemli İslam ülkeleriyle ilişkilerini yeniden tanımlamak için bu fırsatı kullanmalıdır." dedi.

Havza Uluslararası İşler Başkan Yardımcısı, İslam Cumhuriyeti'nin İslam dünyasındaki bazı diplomatik ve stratejik hamlelerine işaret ederek, "Bu dönemde Pakistan, Türkiye ve Mısır gibi ülkelerle önemli etkileşimler geliştirilmiştir." diye konuştu.

Pakistan hakkında değerlendirmede bulunan yetkili, "Suudi Arabistan ile güvenlik ve askeri bağları olmasına rağmen, bu ülke mevcut aşamada İslam Cumhuriyeti ile yeni bir uyum seviyesine girmiş ve doğu sınırlarından kaynaklanan potansiyel tehditlerin bir kısmı da azalmıştır. Bu gelişmeler, İslam Cumhuriyeti'nin İslam dünyasıyla ilişkilerinde yeni bir evreye girdiğini gösteriyor; bu süreç hikmet ve tedbirle devam ederse çok daha önemli birleşmelere ve uyumlara yol açabilir." tespitinde bulundu.

Yeni İslam Medeniyeti: Ulusötesi ve Çok Ülkeli Bir Proje

Medeniyet inşasının tek bir ülkeye dayanarak mümkün olamayacağını vurgulayan Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, "Yeni İslam medeniyetinden bahsediyorsak, medeniyetin ulusötesi bir yapıya sahip olduğunu ve aynı ufka bakan, uyumlu ülkelerden oluşan bir ağa ihtiyaç duyduğunu bilmeliyiz. İslam Cumhuriyeti; Pakistan, Türkiye, Endonezya, Irak, Suudi Arabistan, Hindistan, Bangladeş ve diğer etkili ülkeler başta olmak üzere İslam dünyasının önemli ülkeleriyle olan ilişkisini netleştirmeli ve medeniyet inşası için yakınlaşma zemini oluşturmak adına bu ülkeleri en azından düşmanlık ve çatışma seviyesinden çıkarmalıdır." uyarısında bulundu.

Öncü ve medeniyet kurucu havza tüzüğüne odaklanan Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Bu tüzük doğası gereği tamamen uluslararası, küresel ve medeniyete dair bir belgedir. Bu tüzükte ortaya konulan beş kimlik inşa edici unsurdan en az ikisi doğrudan uluslararası bir niteliğe sahiptir: Birincisi havzanın istikbar (emperyalizm) sistemiyle mücadelenin ön cephesi olarak tanıtılması, ikincisi ise havzanın medeniyet inşa etmekle görevlendirilmesidir." şeklinde konuştu.

Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, "Bu tüzüğün diğer üç unsurunda bile küresel ve ulusötesi bakış açısı oldukça açıktır ve havza, İslam Cumhuriyeti sınırlarının ötesinde bir ufka sahip bir kurum olarak tanımlanmıştır." diye devam etti.

Tüzükteki küresel ve uluslararası kelimelerin ve temaların kullanım sıklığına değinen Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Bu belgede sömürgecilik, Siyonizm, İslam ümmeti, dış müdahale, emperyalizm cephesi, İslam dünyası ve diğer ulusötesi kavramlarla ilgili onlarca kez atıf yapılmıştır ki bu da tüzüğün yöneliminin ne kadar net olduğunu göstermektedir." hatırlatmasında bulundu.

Ardından tüzüğün beş boyutunu açıklayan Hüccetü'l-İslam Kuhsari şöyle devam etti:

İlk bölümde havza, belirli uzmanlıklara sahip dışa dönük bir bilimsel merkez olarak tanıtılmaktadır. Bu da küresel bilimsel otoritenin, uluslararası düzeyde bilgi üretiminin, ileriye dönük bilimsel dönüşümün ve günümüz insanının ihtiyaçlarına yanıt vermenin bir gereklilik olduğu anlamına gelmektedir.

İkinci bölümde havza, toplumun dini ve ahlaki olarak yönlendirilmesi ve tebliği için ahlaklı ve donanımlı kadrolar yetiştiren bir merkez olarak sunulmaktadır; bu da makro düzeyde, evrensel tebliğ misyonu için kültürel mücahitlerin yetiştirilmesine işaret etmektedir.

Üçüncü alanda havza küresel tehditlere karşı koymada ön cephe kabul edilmiş; direniş cephesinin güçlendirilmesine, küresel aydınlanmaya, mazlumların seferber edilmesine, düşmanların komplolarının boşa çıkarılmasına ve saf İslam'ın inşası için çok yönlü cihada vurgu yapılmıştır.

Dördüncü alanda havza, İslam Cumhuriyeti nizâmının destekçisi olarak tanıtılmış ve yine bu çerçevede görevlerindeki uluslararası bakış açısı tamamen belirginleşmiştir.

Beşinci alanda ise havza, İslam Cumhuriyeti'nin medeniyet yenilikçiliğinin ve vizyonunun merkezi ve zirvesi olarak kabul edilmektedir ki bu da teori üretmeyi, model geliştirmeyi ve hem İslam dünyasındaki hem de uluslararası arenadaki gelişmeleri sürekli olarak izlemeyi gerektirir.

Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, "Bu tüzüğe göre, İslami ilimler havzaları vizyon, misyon ve strateji olmak üzere üç düzeyde kendilerini ciddi bir şekilde gözden geçirmelidir. Havzanın vizyonu daha uluslararası hale gelmeli, misyonları İslam dünyasındaki gelişmelere ve yeni düzene uygun olarak yeniden tanımlanmalı, stratejileri de güncel ve medeniyete uygun bir şekilde tasarlanmalıdır." vurgusunu yaptı.

Bu yeniden yapılanmanın söylemsel, kurumsal ve saha düzeyinde gerçekleşmesi gerektiğini belirten Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Söylemsel düzeyde; yeni İslam medeniyeti, ümmet inşası, havzanın kesintisiz tarihi kimliği, küresel gelişmelerin sınırlarında güncellik ve küresel bir İslam talebi modeli gibi kavramlara ihtiyacımız var. Kurumsal ve saha düzeyinde ise bu ufka uygun bilimsel, eğitimsel, gözlemsel, medya ve iletişim yapıları oluşturulmalıdır." ifadelerini kullandı.

Bugün tebliğ için ücra bir köye gönderilen bir talebenin bile uluslararası bir bakış açısına sahip olması gerektiğini belirten Hüccetü'l-İslam Kuhsari, "Bugünün muhatabı, ülkenin en ücra köşesinde bile küresel sorulara sahiptir ve sosyal ağlar üzerinden ulusötesi meselelerle, şüphelerle karşılaşmaktadır. Dolayısıyla ona yanıt vermek de küresel, güncel ve akılcı bir kavrayış gerektirir." dedi.

İnkılabın İkinci Adımı Bildirgesi'nin ve öncü ve medeniyet kurucu havza tüzüğünün derinlemesine ve içtihadi bir şekilde incelenmesinin gerekliliğini vurgulayan Hüccetü'l-İslam Kuhsari, bunu havzanın bilimsel ve medeniyet yolculuğunun ciddi zorunluluklarından biri olarak nitelendirdi.

Hüccetü'l-İslam Hüseyni Kuhsari, havza öğrencilerine ve önde gelenlerine hitaben sözlerini şöyle tamamladı: "Eğer talebelik tarzımız, eğitim metodumuz ve bilimsel ufuk belirleme anlayışımız hala 10 yıl önceki gibi kalırsa, stratejik bir hata yapmış oluruz. Çünkü bugün tarihi bir dönemeçle ve medeniyetler arası bir yüzleşmeyle karşı karşıyayız; bu durum bakış açısında, içerikte, yapıda ve planlamada değişimi kaçınılmaz hale getirmiştir."

Hüccetü'l-İslam Kuhsari: İlim Havzaları Küresel Bir Medeniyet Misyonunun Eşiğinde

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha